Rüzgar enerjisi santrallerinin (RES) kendi kamulaştırdığı veya kiraladığı arazide değil, buna komşu olan ve santral yatırımına hiç taraf olmamış üçüncü kişilere ait arazilerde de gürültü ve gölgeleme (flicker) etkisi ortaya çıkabilmektedir. Türbin kanatlarının çıkardığı sürekli mekanik ses, düşük frekanslı titreşim ve güneş ışığının dönen kanatlar arasından geçerken oluşturduğu periyodik gölge-ışık dalgalanması, komşu arazide hem yaşam kalitesini hem de tarımsal kullanım değerini olumsuz etkileyebilir. Bu yazıda, böyle bir durumda komşu arazi sahibinin hangi hukuki yollara başvurabileceğini, Türk Medeni Kanunu’nun komşuluk hukuku hükümleri ve somut Yargıtay içtihatları ışığında ele alıyoruz.
TMK m.737 Komşuluk Hukuku ve Taşkın Kullanım Yasağı
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 737. maddesi, “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür” hükmünü içerir. Maddenin ikinci fıkrası, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermeyi açıkça yasaklamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.11.2014 tarihli, 2013/1239 Esas ve 2014/840 Karar sayılı kararında, TMK m.737 kapsamına giren müdahale kavramının yalnızca duman, gürültü gibi doğrudan taşkınlıklarla sınırlı olmadığı; bir taşınmazın kullanılması nedeniyle komşu taşınmazın hava, ışık, rüzgar, su gibi enerji kaynaklarından yararlanmasını önleyen veya manzarasını kapatan olumsuz müdahalelerin de bu madde kapsamında değerlendirildiği açıkça vurgulanmıştır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1239, K. 2014/840, T. 05.11.2014)
Bu ilkeden hareketle, bir rüzgar türbininin komşu arazi üzerinde yarattığı sürekli gürültü, titreşim veya periyodik gölgeleme etkisinin, TMK m.737 anlamında bir “taşkın kullanım” oluşturup oluşturmadığı, somut olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir. Taşkınlığın var olup olmadığının tespitinde; arazinin bulunduğu bölgenin niteliği (kırsal/tarımsal alan olması), rahatsızlığın süresi ve şiddeti, yerel örf ve adetler ile tarafların menfaat dengesi hâkim tarafından gözetilir.
Gürültü ve Gölgeleme İçin Somut Ölçütler
TMK m.737’deki “hoş görülebilecek dereceyi aşma” kıstasının somutlaştırılmasında, Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği’nde yer alan gürültü sınır değerleri ve rüzgar enerjisi santralleri için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ÇED süreçlerinde uyguladığı akustik sınırlar önemli bir referans oluşturur. Uygulamada, konut alanlarına ve tarımsal yerleşim birimlerine belirli bir mesafeden daha yakın türbin yerleşimlerinde gece ve gündüz gürültü sınır değerlerinin aşılıp aşılmadığı, akustik mühendislik bilirkişisi marifetiyle ölçülerek tespit edilir. Gölgeleme (flicker) etkisi bakımından ise uluslararası uygulamada yılda belirli bir saat sınırının (örneğin 30 saat) üzerinde gölgeleme yaşanmaması hedeflenir; bu sınırın aşılması, taşkın kullanımın somut bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Türbinin kamulaştırma veya irtifak hakkı tesisi yoluyla üzerine kurulduğu arazinin kendisinde de, kamulaştırmadan arta kalan kısımda benzer bir değer kaybı meselesi gündeme gelebilir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 19.04.2018 tarihli, 2016/27102 Esas ve 2018/7828 Karar sayılı kararında, kamulaştırma bedelinin tespiti davasında, taşınmaza dikilen rüzgar enerji santralinin konumu, büyüklüğü, çıkardığı sesler ve oluşturduğu rüzgar dalgalarının, taşınmazın kamulaştırmadan arta kalan bölümünde tarımsal faaliyete engel oluşturup oluşturmayacağının ve ürün veriminin etkilenip etkilenmeyeceğinin ziraat, inşaat, çevre, ekoloji ve makine mühendislerinden oluşan bir bilirkişi kurulu eşliğinde keşif yapılarak araştırılması gerektiğine hükmedilmiştir. (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2016/27102, K. 2018/7828, T. 19.04.2018) Bu karar, gürültü ve rüzgar dalgası etkisinin mahkemelerce ciddiye alınan, çok disiplinli bilirkişi incelemesi gerektiren somut bir değer kaybı unsuru olarak kabul edildiğini göstermektedir.
Değer Kaybının Tespiti ve Tazminat Talebinin Kapsamı
Komşu arazi sahibinin talep edebileceği tazminat, iki ana kalemden oluşabilir: birincisi, gürültü ve gölgeleme nedeniyle arazinin satış/kira değerinde meydana gelen kalıcı azalış; ikincisi, tarımsal faaliyetin sürdürülmesi güçleştiği veya verim düştüğü ölçüde uğranılan gelir kaybı. Değer kaybının tespiti için, gürültü ve gölgeleme etkisinin türbinin faaliyete geçmesinden önceki ve sonraki emsal karşılaştırmasıyla, akustik mühendis, ziraat mühendisi ve gayrimenkul değerleme uzmanından oluşan bir bilirkişi heyeti marifetiyle somut olarak ortaya konulması gerekir. Salt soyut bir rahatsızlık iddiası, TMK m.737 kapsamında dinlenilmeye yeterli değildir; zararın ve illiyet bağının somut olarak kanıtlanması aranır.
Men-i Müdahale mi, Tazminat mı?
TMK m.737 kapsamında açılacak dava, taşkınlığın önlenmesi (men-i müdahale) talebini içerebileceği gibi, doğrudan maddi ve manevi tazminat talebini de içerebilir. Türbinin kaldırılması veya faaliyetinin durdurulması gibi bir men-i müdahale talebi, RES yatırımının kamu yararına dayalı bir enerji üretim tesisi olması nedeniyle uygulamada genellikle orantılılık ilkesi çerçevesinde titizlikle değerlendirilir; mahkemeler çoğu zaman faaliyetin durdurulması yerine, zararın tazmini yoluna gidilmesini tercih eder. Bu nedenle komşu arazi sahibinin, dava dilekçesinde hem taşkınlığın giderilmesine yönelik teknik önlemleri (örneğin ses bariyeri, çalışma saatleri kısıtlaması) hem de bugüne kadar oluşan zararın tazminini birlikte talep etmesi, uygulamada daha isabetli bir strateji olabilir.
Dava açmadan önce, komşu arazi sahibinin RES şirketine yazılı olarak başvurarak rahatsızlığı bildirmesi ve mümkünse teknik önlem (örneğin türbinin gece saatlerinde düşük moda alınması, gölgeleme önleyici otomatik durdurma sistemi kurulması) talep etmesi, hem uyuşmazlığın dava aşamasına gelmeden çözülmesine imkân tanır hem de dava açılması halinde davacının iyi niyetini ve ihtar sürecini işlettiğini gösteren bir delil oluşturur. Uygulamada RES şirketleri, itibar ve ÇED sonrası izleme yükümlülükleri nedeniyle bu tür başvurulara teknik çözümlerle yanıt vermeye çoğunlukla istekli davranmaktadır.
Kaynakça
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 737, 738.
- Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1239, K. 2014/840, T. 05.11.2014 (Yargı PRO içtihat veritabanı üzerinden teyit edilmiştir).
- Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2016/27102, K. 2018/7828, T. 19.04.2018 (Yargı PRO içtihat veritabanı üzerinden teyit edilmiştir).
Sıkça Sorulan Sorular
Rüzgar türbininin komşu arazide yarattığı gürültü tazminat konusu olabilir mi?
Evet; TMK m.737 uyarınca, yerel adete göre hoş görülebilecek ölçüyü aşan gürültü ve benzeri rahatsızlıklar taşkın kullanım sayılır ve zarar görenin tazminat talep etmesine imkân verir.
Gölgeleme (flicker) etkisi de aynı şekilde değerlendirilir mi?
Evet; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere, ışık ve rüzgardan yararlanmayı önleyen müdahaleler TMK m.737 kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Değer kaybını kim, nasıl ispatlar?
Zarar gören arazi sahibi, akustik mühendis, ziraat mühendisi ve gayrimenkul değerleme uzmanından oluşan bir bilirkişi heyeti raporuyla, gürültü/gölgeleme etkisinin somut olarak arazi değerinde veya tarımsal verimde yarattığı azalışı ortaya koymalıdır.
Türbinin kaldırılmasını talep etmek mümkün müdür?
Teorik olarak mümkündür, ancak RES’in kamu yararına dayalı bir yatırım olması nedeniyle mahkemeler genellikle orantılılık ilkesi gereği önlem alınması veya tazminat ödenmesi yönünde karar vermeye eğilimlidir; kaldırma talebi istisnai hallerde kabul görür.
Bu tür davalarda hangi mahkeme görevlidir?
RES şirketi ile komşu arazi sahibi arasındaki bu uyuşmazlık, özel hukuk ilişkisine dayandığından asliye hukuk mahkemesinde görülür.
İlgili Yazılar
- Tarım Arazisinin RES Direği İçin Bölünmesi Halinde Zirai Gelir Kaybı Nasıl Talep Edilir?
- RES İrtifak Hakkı Bedeli ile Mülkiyet Kamulaştırma Bedeli Arasındaki Fark Nedir?
Yazar Hakkında
Bu yazı, Kırklareli Barosu’na kayıtlı Avukat Onur Akçınar tarafından, güncel mevzuat ve Yargıtay/Danıştay içtihadı esas alınarak hazırlanmıştır. Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır, somut olaya özgü hukuki tavsiye niteliği taşımaz.
İletişim
Sorularınız için iletişim sayfamız üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın