Hizmet tespit davası sigorta bildirimi yapılmaması ya da sigorta primi hiç veyahut eksik yatırılarak çalıştırılması durumunda işçinin sonrasında bu fiili çalışma sürecini sigortalı hale getirtmek için açtığı davadır.
Dava fiili olarak çalışılan şirkete karşı açılacak olup, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 4/2. maddesi uyarınca mahkeme tarafından re’sen Sosyal Güvenlik Kurumuna da ihbar yapılarak davayı fer’i müdahil olarak takip eder.
Hizmet Tespiti Davasını Kimler Açabilir?
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4/a(1) maddesi kapsamında işçidir. İşçinin vefat etmiş olması halinde ise, mirasçıları söz konusu Hizmet Tespit Davasını açarak takip edebilirler.
Hizmet tespiti davasında görevli ve yetkili Mahkeme
- Hizmet tespit davasında yetkili mahkeme hususunda, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun “Yetki” başlıklı 6. maddesi uyarınca:
- Davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi,
- İşin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesi,
- Davalının birden fazla olması durumunda bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.
- Görev hususunda ise 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrası gereğince görevli mahkeme İş Mahkemesi olup, İş mahkemesinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri genel görevli mahkeme olarak görevlidir.
Hizmet Tespit Davası Zamanaşımı Süresi Ne kadardır?
İşçinin hizmet tespit davasını hizmet süresinin bitiminden itibaren 5 yıl içerisinde açması gerekir. İşçinin ölümü halinde mirasçıları da söz konusu hak düşürücü süre içerisinde dava açabilirler.
Hizmet Tespit Davasından Feragat edilebilir mi?
Söz konusu davalar kamu düzenini ilgilendirdiğinden (sosyal güvenlik hakkı) bu davalarda feragat edilememektedir.
Hizmet Tespit Davasında İspat Nasıl Yapılır?
Hizmet tespit davalarında herhangi bir ispat şartı ön görülmemiş olup dava tanık ile ispatlanabilir.
İşçiye ait varsa işe giriş bildirgesi, ücret ödemelerine dair varsa banka kayıtları ve her türlü yazılı delil davada kullanılabilir. Ancak uygulamada sıklıkla elden yapılan ödemeler ve giriş bildirgesi verilmemesi gibi sebeplerle tanık delili ile davanın ispatlanması önemli bir yer tutmaktadır.
Tanık beyanına başvurulan noktada yalnızca davacı tarafından getirilen tanıklar yerleşik uygulama gereği yeteli görülmemekte hem bu tanıkların bordro tanıkları (çalışma tarihlerinde aynı iş yerinde çalışmış olan tanıklar) olmasına hem de gerekli görülmesi halinde mahkemece komşu iş yerlerinde çalışmış olan tanıkların dinlenilmesi de gerekebilmektedir. Bu duruma ilişkin uygulamada belirlenmiş olan ilkeler için aşağıdaki kararda gerekli detayları bulabilirsiniz.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin (2012/13342 Esas) sayılı ilamında:
”bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, …Somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordro tanıkları ve komşu işyerinin kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.” demiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2005/21-60 Esaslı kararında da “gerektiğinde komşu iş yeri çalışanlarının da bilgilerine başvurularak gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır.” aynı kararda tanık deliline ilişkin olarak ise “”…İfadeleri hükme dayanak kılınan tanıkların, işyeri yada komşu işyeri çalışanları olduklarından kuşku duyulmamalı, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir.” denilmektedir.
Avukat Onur AKÇINAR – Kırklareli
İş hukuku ile ilgili diğer yazılarımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir yanıt yazın