Malpraktis kavramının ve hekimin sorumluluğunun genel çerçevesini sitemizdeki Doktor Hatası (Malpraktis) Nedir? Hekimin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu başlıklı yazımızda ele almıştık. Bu yazıda ise malpraktis nedeniyle açılacak tazminat davasının pratik yönleri; görevli-yetkili mahkeme, ispat yükünün dağılımı, zamanaşımı süresi ve talep edilebilecek tazminat kalemleri başlıklar hâlinde ele alınmaktadır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme Neresidir?
Hastanın tedavi gördüğü kurumun özel veya kamu statüsünde olması, davanın hangi yargı kolunda açılacağını belirler:
- Özel hastane veya özel muayenehanede gerçekleşen malpraktis iddialarında dava, adli yargıda Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılır.
- Kamu hastanelerinde görevli hekimlerin işlemlerinden doğan zararlarda, Anayasa m. 129/5 uyarınca hekim değil ilgili idare hasım gösterilerek İdare Mahkemesi’nde tam yargı davası açılması gerekir. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m. 13’e göre, idari eylemden zarar görenlerin, bu eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde önce ilgili idareye başvurarak zararlarının giderilmesini istemeleri, bu talebin reddi veya otuz gün içinde cevap verilmemesi hâlinde dava açma süresi içinde dava açmaları gerekir.
İspat Yükü Kime Aittir?
Malpraktis davalarında ispat, uygulamada en çok tartışılan konulardan biridir. Zeynep Özcan ve Ayşe Betül Özcanoğlu’nun Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi’nde yayımlanan çalışmasında da vurgulandığı üzere, davanın seyri büyük ölçüde malpraktis ile komplikasyonun doğru ayrıştırılmasına bağlıdır; zira tıbbi standartlara tam uyulduğu hâllerde ortaya çıkan zarar komplikasyon sayılıp hekimin sorumluluğuna yol açmazken, standarttan sapma ispatlandığında sorumluluk doğar (Özcan, Z. / Özcanoğlu, A. B., “Yargıtay İçtihatları Işığında Malpraktis Komplikasyon Ayrımına Bağlı İspat Sorunları”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, C. 16, 2020, s. 289-315). Vekalet ilişkisinin niteliği gereği, hekimin gerekli özeni gösterdiğini ispat yükü kural olarak kendisindedir; ancak uygulamada hasta tarafın da tıbbi standarttan bir sapma bulunduğuna dair olguları ortaya koyması beklenir. Bu nedenle davalarda bilirkişi (Adli Tıp Kurumu veya üniversite hastaneleri bünyesindeki sağlık kurulu) raporu belirleyici rol oynar.
Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?
Hasta ile hekim/hastane arasındaki ilişki sözleşmesel (vekalet) nitelikte olduğundan, kural olarak TBK m. 146’da öngörülen on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. Davanın haksız fiil hükümlerine dayandırıldığı hâllerde ise TBK m. 72 uyarınca, zarar görenin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl geçmesiyle zamanaşımı gerçekleşir. Ancak tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu uzamış (ceza) zamanaşımı süresi uygulanır. Uygulamada, hekimin eylemi taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçunu oluşturuyorsa, TCK’da bu suçlar için öngörülen daha uzun ceza zamanaşımı süreleri tazminat talebi bakımından da geçerli olabilmektedir; nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 03.10.2024 tarihli, 2024/5433 Esas ve 2024/7065 Karar sayılı kararında da, hatalı tıbbi müdahaleye ilişkin ceza yargılamasının tazminat davasındaki zamanaşımı değerlendirmesiyle bağlantısı ele alınmıştır.
Talep Edilebilecek Tazminat Kalemleri Nelerdir?
Malpraktis nedeniyle açılan davalarda talep edilebilecek başlıca tazminat kalemleri şunlardır:
- Maddi tazminat: Tedavi giderleri, ek ameliyat ve bakım masrafları, geçici veya sürekli iş göremezlik nedeniyle kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı oranına göre hesaplanan gelecekteki kazanç kaybı ve bakıcı gideri.
- Manevi tazminat: Hastanın veya ölüm hâlinde yakınlarının çektiği elem ve ızdırabın karşılığı olarak talep edilir.
Sonuç
Malpraktis davalarında görevli mahkemenin doğru belirlenmesi, ispat yükünün somut olayda nasıl dağılacağı ve uygulanacak zamanaşımı süresinin tespiti, davanın sonucunu doğrudan etkileyen teknik meselelerdir. Özellikle zamanaşımı hesabında ceza yargılamasının varlığının ve sonucunun ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kaynakça
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 72, 146.
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m. 13.
- Anayasa, m. 129/5.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/5433, K. 2024/7065, T. 03.10.2024.
- ÖZCAN, Zeynep / ÖZCANOĞLU, Ayşe Betül: “Yargıtay İçtihatları Işığında Malpraktis Komplikasyon Ayrımına Bağlı İspat Sorunları”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, C. 16, 2020, s. 289-315.

Bir yanıt yazın