İnsan Ticareti Mağduru Statüsünün Tespiti ve Sağladığı Haklar Nelerdir?

İnsan ticareti, mağdurun çaresizliğinden veya kandırılmasından yararlanılarak rızasının hukuken geçersiz kılındığı, kişiyi zorla çalıştırma, fuhuş, esaret veya organ ticareti gibi amaçlarla sömüren ağır bir suç ve insan hakları ihlalidir. Bir kişinin insan ticareti mağduru olarak tanınması, ceza yargılamasının seyri kadar, o kişiye tanınacak koruyucu haklar bakımından da belirleyicidir. Bu yazıda mağdur statüsünün tespitini ve bu statünün sağladığı hakları ele alıyoruz.

TCK m.80 Kapsamında İnsan Ticareti Suçunun Unsurları

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 80. maddesinin birinci fıkrasına göre, zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla; tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir. Maddenin ikinci fıkrasına göre bu amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan fiiller var olduğunda mağdurun rızası geçersiz sayılır; üçüncü fıkrasına göre ise on sekiz yaşını doldurmamış kişiler bakımından, yukarıda sayılan araç fiillere (tehdit, cebir, kandırma vb.) başvurulmuş olmasa dahi suç oluşur.

Mağdur Rızasının Geçersizliği ve Çaresizlik Unsurunun Yargıtay Uygulamasındaki Yeri

Bir kişinin gerçek anlamda insan ticareti mağduru sayılabilmesi için, TCK m.80’de sayılan araç fiillerden (tehdit, baskı, kandırma, çaresizlikten yararlanma vb.) en az birinin somut olarak varlığının ortaya konması gerekir; salt ekonomik zorluk içinde bulunan ve kendi iradesiyle gelir elde etmek amacıyla belirli bir faaliyete yönelen kişiler, bu unsur ispatlanamadığı sürece mağdur sayılmaz. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 29.04.2014 tarihli, 2014/1277 Esas ve 2014/5119 Karar sayılı kararında, çaresizlik hâlinden söz edilebilmesi için kişinin, hayatını devam ettirmek, bir yerde kalmak veya gitmek gibi konularda yapacak başka bir şeyinin olmadığı, üstesinden gelemeyeceği bir çaresizlik ortamında bulunması ve bu muhtaçlık hâlinin yarattığı sonuçtan yararlanılarak sömürülmesi gerektiği vurgulanmıştır; mağdurların yalnızca ülkelerindeki ekonomik güçlükler nedeniyle para kazanmak amacıyla kendi rızalarıyla bir faaliyete yönelmiş olmaları, tek başına failin çaresizlikten yararlandığı sonucunu doğurmaz. (Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2014/1277, K. 2014/5119, T. 29.04.2014)

Bu içtihat, mağdur statüsünün tespitinde salt öznel beyanın değil, tehdit, baskı, cebir, kandırma veya çaresizlikten yararlanma unsurlarından birinin somut delillerle (tanık beyanı, iletişim kayıtları, pasaportun alıkonulması, hareket özgürlüğünün kısıtlanması gibi) desteklenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Mağdur Statüsünün Tespiti ve Otuz Günlük Toparlanma ve Düşünme Süreli İkamet İzni

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 48. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, insan ticareti mağduru olduğu veya olabileceği yönünde kuvvetli şüphe duyulan yabancılara, yaşadıklarının etkisinden kurtulabilmeleri ve yetkililerle iş birliği yapıp yapmayacaklarına karar verebilmeleri amacıyla valiliklerce otuz gün süreli bir ikamet izni verilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre bu ikamet izninin verilmesinde, diğer ikamet izinlerinde aranan şartlar uygulanmaz; yani salt “kuvvetli şüphe” düzeyi, kesin bir mahkûmiyet kararı beklenmeksizin bu korumanın devreye girmesi için yeterlidir. Bu süre, mağdurun kolluğa veya adli mercilere ifade vermesi, tanıklık yapıp yapmayacağına karar vermesi ve travmatik süreçten toparlanabilmesi için tanınan bir “düşünme ve toparlanma” (reflection) süresidir; bu süre içinde kişi hakkında sınır dışı etme işlemi yürütülmez.

İnsan Ticareti Mağduruna Tanınan Diğer Haklar

Otuz günlük ikamet izninin ardından, yetkililerle iş birliği yapmayı kabul eden veya kişisel durumu gerektiren mağdurlara, uygulamada daha uzun süreli ikamet izinleri de tanınabilmektedir. Mağdurlar ayrıca barınma, psikososyal destek, tercümanlık, sağlık hizmetlerine erişim ve gerektiğinde güvenli üçüncü bir ülkeye ya da menşe ülkeye -kendi rızası ve güvenli koşullar sağlanmak kaydıyla- gönüllü geri dönüş imkânlarından yararlandırılır. Mağdurun, kendi rızası bulunmadıkça ve güvenliği risk altında olacaksa geri gönderilmemesi ilkesi (non-refoulement), insan ticareti mağdurları bakımından da ayrıca önem taşır; zira birçok olguda mağdurun menşe ülkesine gönderilmesi, yeniden mağduriyete (re-trafficking) veya misilleme riskine yol açabilmektedir. Ceza muhakemesi bakımından ise mağdur, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mağdur ve tanık koruma hükümlerinden, kimlik gizliliği ve güvenlik önlemlerinden de yararlanabilir.

Kaynakça

  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 80.
  • 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, m. 48.
  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2014/1277, K. 2014/5119, T. 29.04.2014 (Yargı PRO içtihat veritabanı üzerinden teyit edilmiştir).

Sıkça Sorulan Sorular

İnsan ticareti mağduru olduğunu kim, nasıl tespit eder?

Kolluk, savcılık veya göç idaresi, TCK m.80’de sayılan tehdit, baskı, cebir, kandırma veya çaresizlikten yararlanma unsurlarından birinin bulunduğuna dair kuvvetli şüphe üzerine mağdur olabileceği yönünde ön değerlendirme yapar; kesin bir mahkûmiyet kararı şart değildir.

Mağdurun rızası suçun oluşmasını engeller mi?

Hayır; TCK m.80/2 uyarınca, birinci fıkradaki amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan fiiller var olduğunda mağdurun rızası geçersizdir.

Otuz günlük ikamet izni süresince mağdur sınır dışı edilebilir mi?

Hayır; bu süre, mağdurun toparlanması ve yetkililerle iş birliği yapıp yapmayacağına karar vermesi için tanınmıştır ve bu süre içinde sınır dışı işlemi yürütülmez.

Sadece ekonomik zorluk nedeniyle çalışmaya razı olan kişi mağdur sayılır mı?

Hayır; Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararına göre, kişinin salt ekonomik güçlükler nedeniyle kendi rızasıyla bir faaliyete yönelmesi, tek başına failin çaresizlikten yararlandığı anlamına gelmez; ayrıca somut sömürü ve denetim unsurlarının ispatı gerekir.

İlgili Yazılar

Yazar Hakkında

Bu yazı, Kırklareli Barosu’na kayıtlı Avukat Onur Akçınar tarafından, güncel mevzuat ve Anayasa Mahkemesi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı esas alınarak hazırlanmıştır. Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır, somut olaya özgü hukuki tavsiye niteliği taşımaz.

İletişim

Sorularınız için iletişim sayfamız üzerinden bize ulaşabilirsiniz.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir