Geri gönderme yasağı (non-refoulement), bir kişinin işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı ya da ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşleri nedeniyle hayatının ya da hürriyetinin tehdit altında olacağı bir ülkeye gönderilmesini yasaklayan, mülteci hukukunun ve insan hakları hukukunun temel taşlarından biridir. Bu yazıda bu ilkenin Türk hukukundaki yasal kaynaklarını ve uygulama esaslarını ele alıyoruz.
Non-Refoulement İlkesinin Uluslararası ve Ulusal Kaynakları
Mültecilerin hukuki durumuna dair 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hiçbir taraf devlet bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir. Türkiye bu Sözleşme’yi 359 sayılı Kanun’la onaylamıştır.
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 4. maddesi de bu ilkeyi doğrudan iç hukuka aktarmıştır: “Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.” Bu yasak, mülteci statüsüne veya uluslararası koruma başvurusunda bulunmuş olmaya bakılmaksızın, YUKK kapsamındaki tüm yabancılar için geçerlidir. Ayrıca AİHS’in 3. maddesindeki işkence yasağı da mutlak niteliği gereği, kötü muamele riski bulunan bir ülkeye sınır dışı etmeme yükümlülüğünü içermektedir.
Sınır Dışı Etme Kararı Alınamayacak Hâller
YUKK’un 54. maddesi hangi yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınacağını düzenlerken, 55. maddesi bu kapsamda olsalar dahi sınır dışı etme kararı alınamayacak kişileri saymaktadır. Anılan maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre, sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar hakkında sınır dışı etme kararı alınamaz. Böyle bir yabancı hakkında -menşe ülkeye gönderilmesi sakıncalı bulunsa dahi- ancak güvenli bir üçüncü ülkeye gönderilme veya gönüllü dönüş seçenekleri değerlendirilebilir; idarenin bu üçüncü ülkeyi somut ve denetlenebilir biçimde belirlemesi gerekir.
Kötü Muamele Riskinin Araştırılması: Azizjon Hikmatov Kararı
AYM İkinci Bölümünün 10.05.2017 tarihli, 2015/18582 başvuru numaralı Azizjon Hikmatov kararında, sınır dışı etme kararının uygulanması hâlinde kötü muamele yasağının ihlal edileceği iddiasının nasıl değerlendirileceğine ilişkin genel ilkeler ortaya konmuştur. Buna göre, böyle bir iddianın idari ve yargısal makamlarca araştırılması yükümlülüğünün doğması için öncelikle başvurucunun “savunulabilir” bir iddia ortaya koyması; geri gönderileceği ülkede karşılaşacağı riski makul biçimde açıklaması ve mümkünse bu iddiayı destekleyen bilgi ve belgeleri sunması gerekir. (AYM İkinci Bölüm, Azizjon Hikmatov, B. No: 2015/18582, T. 10.05.2017)
Kararda, başvurucunun 2009 yılında ülkesinden ayrılarak Türkiye’ye sığındığı, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından kendisine geçici mülteci statüsü tanındığı, buna rağmen İdare Mahkemesinin, sınır dışı edilmesi hâlinde ülkesinde öldürülme veya kötü muameleye maruz kalma riskine ilişkin hiçbir araştırma ve değerlendirme yapmadan davayı reddettiği tespit edilmiştir. AYM, somut olayda başvurucunun sunduğu bilgi ve belgeler ile geri gönderilecek ülkenin genel insan hakları durumuna ilişkin uluslararası kaynaklar birlikte değerlendirildiğinde iddianın araştırmaya değer nitelikte olduğunu, buna rağmen idari ve yargısal makamların gerekli araştırmayı yapmadığını belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Usul Güvenceleri: Etkili Karşı Çıkma İmkânı ve Yargısal Denetim
Non-refoulement ilkesinin gerçek anlamda güvence altına alınabilmesi, yalnızca maddi bir yasakla değil, aynı zamanda sınır dışı kararına karşı etkili bir “karşı çıkma imkânı” sunan usul güvenceleriyle mümkündür. YUKK’un 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, sınır dışı etme kararına karşı kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir ve yabancı, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde -kanunda sayılan istisnalar dışında- yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı edilemez. Bu güvencelerin sağlanmadığı veya derece mahkemesinin kötü muamele riskini gereği gibi araştırmadığı durumlarda, AYM’ye bireysel başvuru yoluna gidilmesi ve gerekirse tedbir talebinde bulunularak sınır dışı işleminin durdurulmasının istenmesi mümkündür.
Kaynakça
- Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair 1951 Tarihli Cenevre Sözleşmesi, m. 33.
- 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, m. 4, 53, 54, 55.
- AYM İkinci Bölüm, Azizjon Hikmatov, B. No: 2015/18582, T. 10.05.2017 (Yargı PRO içtihat veritabanı üzerinden teyit edilmiştir).
Sıkça Sorulan Sorular
Non-refoulement ilkesi kime uygulanır?
Mülteci statüsüne veya uluslararası koruma başvurusunda bulunmuş olmaya bakılmaksızın, YUKK kapsamındaki tüm yabancılar için geçerlidir.
Sınır dışı kararı hangi hâlde hiç alınamaz?
Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezası, işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınamaz (YUKK m.55/1-a).
Kötü muamele riski iddiasını kim ispatlamalıdır?
Öncelikle başvurucu, riskin ne olduğunu makul biçimde açıklamalı ve mümkünse destekleyici belge sunmalıdır; bu eşik aşıldıktan sonra idari ve yargısal makamlar riskin gerçekliğini araştırmakla yükümlüdür.
Sınır dışı kararına karşı dava açılırsa yabancı sınır dışı edilebilir mi?
Kural olarak hayır; YUKK m.53/3 uyarınca dava açma süresi içinde veya yargılama devam ederken -kanundaki istisnalar hariç- sınır dışı işlemi uygulanamaz.
İlgili Yazılar
- Sığınmacıların Sağlık Hizmetlerine Erişiminde Yaşanan Hak İhlalleri Nasıl Giderilir?
- İnsan Ticareti Mağduru Statüsünün Tespiti ve Sağladığı Haklar Nelerdir?
Yazar Hakkında
Bu yazı, Kırklareli Barosu’na kayıtlı Avukat Onur Akçınar tarafından, güncel mevzuat ve Anayasa Mahkemesi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı esas alınarak hazırlanmıştır. Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır, somut olaya özgü hukuki tavsiye niteliği taşımaz.
İletişim
Sorularınız için iletişim sayfamız üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın